‘**Enes’in Yazıları’ Kategorisi için Arşiv


Cumartesi gününü bu film için ayırmıştım. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivalinin dikkat çeken filmlerinden biriydi Yağmuru Bile. İspanyol yapımı bir film. Bolivya’da çekilmiş. Kristof Kolomb’un “yeni kıta” ya ilk çıkışını anlatmak amacı ile belgesel çeken bir grubun Bolivya’daki “su satımı” olayından dolayı iç karışıklık yüzünden başlarına gelenleri resmediyor. Kristof Kolomb’un sömürgecilik anlayışı ile günümüzün sömürgecilik anlayışının “özü” itibari ile çok değişmediğini gösteren bir film. Kurgusu ile eleştirel bakışını çok iyi oturtan yapımda oyuncular da bir hayli başarılı. Özellikle yerlileri oynayan oyunculardan çok etkilendiğimi belirtmek isterim. Belgeseldeki 1400’lü yılları gerçek hayattaki 2000’li yılları aynı anda oynayan oyuncular filmin hakkını çok iyi vermişler. Sahneler ve diyaloglarla özellikle haç sahnesi ile inandırıcılık oranı yüksek bir film çıkartmış yönetmen. Sömüren Devletlere karşı cevaplar için iyi argümanların bulunduğu başarılı bir film. Ortalamanın üstü. ENES

 

Reklamlar

Kısa filmler, birçok insana basit gelen, ama anlatmak istediği fikri uzatmadan doğrudan anlatabilen filmlerdir. Söz konusu olayı o kadar yalın ve uzatmadan anlatır ki başka düşüncelere kapılmadan çıkıverir fikir. Ana fikir demiyorum çünkü çoğu kısa filmde yan fikirler yoktur. Yönetmen anlatacağı şeyi en kısa yoldan anlatmaya çalışır ve başarır da bunu. Başardığı için etkileyicidir kısa film. Hayatımda izlediğim birçok kısa film beni hem mutlu etmiş hem de sonunda üzmüştür. Mutlu etmiştir çünkü yönetmeden seyirciyi sıkmadan anlatmıştır anlatacağını üzmüştür çünkü bilirsiniz ki aynı filmi bir daha kolay kolay bulamayacaksınızdır.

22. Ankara Film Festivali tüm hızı ile sürüyor. Festival sinemaseverler için bulunmaz bir fırsat. Festival birçok ülkeden birçok yönetmenin filmlerini izleme fırsatı sunuyor. Çok kaliteli yapımlar ve etkinlikler var.

İnsanlar Ankara’da festivallere çok ilgili. Birçok festivalde yer bulmak zor oluyor. Ankara’nın merkezindeki sinemalarda gösteriliyor filmler. Ulaşım rahat. Bunun etkisi olabilir. İnsanlar rahat ulaşıyor sinemaya. Ama ben buna insanların kültürel yapısının yüksek olmasına da bağlıyorum. Ankara kültür sanatı yaşayan insanlarla dolu bir şehir.

Bu sene festivali üniversite yıllarındaki kadar iyi yaşayamıyorum fakat, yine de birkaç seansa gitme imkânı buldum. Ses getirmiş kısa filmlerin gösterildiği “Kısa Sınır Tanımaz” seansları oldukça etkileyici. Gittiğim seansta sekiz kısa film izledim ve hepsini başarılı buldum.

Bunlardan birçok ödül almış “Muazzam Yarış” beni çok etkiledi. İnsanların para hırsı ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Mükemmel bir anlatım,  ortalamanın çok çok üstü. Etkilendiğim diğer film ise “Lost”. Yaklaşık 4 dakikalık bir film. Kameranın anlatımda nelere kadir olduğunu görmek isterseniz bu filmi mutlaka izleyin derim. Ortalamanın üstü.

Son söz: Kısa Film deyip geçmemek lazım. Unutmayalım ki şu an filmlerinin kalitesi ile ün yapmış birçok yönetmen zamanında kısa filmlerle olgunlaşmış. Bu bakımdan izlediğiniz kısa film belki ileride akademi ödülü alacak bir yönetmenin ilk filmi olabilir. Bundan dolayı mesleğin başlangıcında çok önemli bir basamak olan kısa filmleri önemsiyor ve festivallerde gösterilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

ENES


İnsanların bir filmde aradıkları değişebilir. Bazıları hareket, bazıları mizah, bazıları aşk vs. isteyebilir. Öncelikle şunu söylemek gerekir. Büyük Sır da hareket yok. İlk yarım saat kendimle çok mücadele ettim desem yalan olmaz yani. Fakat sonradan filme hareket gelmese de, biraz enteresanlık ve gizem gelince filmin sonu geldi.

Büyük Sır gerçek bir olaydan esinlenilerek çekilmiş bir film.1930’ların Amerikası’nda Kahramanımız “Felix Bush Breazeale” yaklaşık 40 yıl ormanda yalnız yaşadıktan sonra kasabaya inerek kendi cenaze törenini ölmeden önce yapılmasını ister. Normalde kişi ölmeden cenaze töreni olmuyor galiba ama elindeki bir tomar parayı gören fırsatçı Quinn Cenaze Hizmetleri bu teklifi kabul eder. Fakat Mr. Bush’un amacı başkadır. (Gerçek “Uncle Bush” hikayesi için: http://www.clanbreazeale.com/UncleBush/BettyMagee.htm )

Görsellikten, aksiyondan yoksun olan filmi kurtarabilecek sadece senaryo. Fakat o da zayıf. İnsanı duygularla yola çıkmış biraz da gizem biraz da mizah katılan filmde – espriler gerçekten güzeldi – seyirci son ana kadar acaba ne olacak diye merak içinde kalmıyor ama film gizemini sürdürüyor. Fakat ben yine de şunu belirtmek isterim: film gizem hakkındaki beklentimi o kadar yükseltti ki gizemi öğrenince sanki beklentilerimi karşılamadı.( Fakat şunu da belirtmekte fayda görüyorum: Bush’un başından geçen olay ve filmdeki sırrımız Amerika’daki Hümanizm kavramına katkısı olmuş)

Film bana kalıplara takılmamamız konusunda bir uyarı yapmakta. İnsanların, beyinlerindeki “bu böyle olur, bunun için olur” ya da “bu böyle olmaz, bundan dolayı olmaz” algılarına her zaman kapılmaması gerektiği mesajı vermekte. Bir cenaze töreninin sadece ölüler için yapılması gerektiği “kuralını” hiçe sayıp sonucu, toplum için faydalı olan bir şeyin yapılabilmesi kuralların insanlar için olduğu ve insanların, “gerekirse” en değişmez denilen kuralların bile değiştirebileceği mesajını vermekte. (Aslında bu benim arzum da olabilir).

Toparlarsak, Her ne kadar filmden sıkılmasam da “bu film sinemada izlenmeyi haketmiyor” diyebileceğiniz bir dönem filmi Büyük Sır. Ortalama.

ENES


If İstanbul çerçevesinde düzenlenen film festivali bu yıl bir ayağını da Ankara’da gerçekleştirdi. Her ne kadar İstanbul’daki kadar sinema salonunda yer bulmasa da Ankara’da gerçekleşmesi bir kapının açılması bakımından iyi oldu. CEPA AFM’de gösterilen filmlere ilgi fazlaydı.Bunu her ne kadar film fiyatlarının ucuzluğuna bağlayanlar olsa da, Ankara insanının festivallere olan ilgisine ve özellikle entellüktuel seviyesine bağlamaktayım ben.

Meteorolojinin aksine güzel bir Cumartesi günü biz de arkadaşlarla bir filme gidelim hem iş yoğunluğu dolayısı ile yorgun olan beyinlerimizi dinlendirelim hem de festivale destek verelim dedik. Son of Babylon filmine gittik.  Babliin oğlu ismi ile Türkçeye çevrilen film Berlin, Sundance Film Festivalleri gibi festivallerce ödüle layık görülen 2009 yılı yapımı Mohamed Al Daradji imzalı bir film. Filmde Arapça ve Kürtçe konuşuluyor.

Yolda bir ninenin namaz kılması ile başlayan film kürt olan bir çocuk(Ahmed) ve çocuğun babaannesinin oğlunu(ibrahim) – ve dolayısı ile çocuğun babasını – aramasını konu edinmiş. Bir mektup ile oğlunun Nasiriye hapishanesinde olduğunu öğrenen nine torununu da alarak Nasiriyeye gidişini ve sonrasını anlatıyor.

Irak’taki bazı gerçekleri de göstermeyi ihmal etmeyen film,  Irak’ın nasıl harap düştüğünü, oradaki insanların nasıl bir sefil hayata mahkum edildiğini çok iyi göstermiş. Yolculuk esnasında gösterilen mekanlar Irak’ın harap halini çok iyi şekilde dile getiriyor. Bunu yaparken  ABD ne övülüyor ne de yeriliyor. Fakat olaya tersten baktığımızda Saddam Hüseyin karşıtı bir propaganda yapıldığını söyleyebiliriz. Çocuğun tuvalete giderken “Saddamı çağırmaya gidiyorum” demesi bunu gösteriyor.Bunu El-Enfal Operasyonunda Kürtlere karşı yapılan katliamı anlatması ile de görebiliriz. Film ayrıca savaşın yapabileceği yıkımları anlamlı bir şekilde gösteriyor. Çocuktaki  dikkate değer değişim savaş konusunda bizlere çok iyi mesaj veriyor.

Filmde Babilin asma bahçelerine de bir gönderme yapılmış. Tarihi milatan onceye dayanan Babilin Asma bahçeleri 2003 Irak savaşında ABD’li komutan tarafından askeri üs yapılmış ve büyük tahribat görmüş.

Sinemada insanlara baktığımda gerçekten filme kitlendiklerini ve pür dikkat izlediklerini gördüm. Başta film yavaş gitse de aralara katılan zeka ürünü espriler ile izleyiciyi sonuna kadar canlı tutmayı başaran ve son yarım saatte kendisine bağlayarak vermek istediği mesajı duygusal bir şekilde veren bir film. Ortalamanın Üstü…

ENES