Mesajlar Etiketlendi ‘Black Swan’


Oscar’larda boy gösteren filmlere vizyondan düşmelerine günler kala gitmeye başlayabildim. Aslında bunda, çok fazla sinemada gösterilmemelerinin de payı büyük. Bu dönem Türk gişe canavarları ile üst üste gelince Oscar filmleri gişede yine talihlerine küstüler ve meydanı seviyesiz yerli filmlere bıraktılar.
Yine de Akademi jürisinin seçimlerini genellikle beğenmiş bir seyirci olarak, bu hafta tercihimizi Siyah Kuğu filminden yana kullanmamızın en büyük nedeni, kuşkusuz Natalie Portman idi. Leon filminden beri; artık büyüse de Oscar alsa diyerek her filmini takip ettiğim ve hayranı olduğum oyuncu olduğundan, film ile ilgili kötü bir eleştiri yapmam zorlaşıyor. Onun için, sadece fanatikleri için yapılmış Yıldız Savaşları serisini bile takip ediyordum hatta. Zaten bu filmde de onun olduğu her sahne mükemmel. Neredeyse bütün filmde yer aldığı için bu mükemmellik filmin geneline yayılıyor. Yanında Vincent Cassell gibi bir de partner de varsa, senaryo olmasa bile film benim için iş yapar. Oturup 2 saat boyunca kameraya baksınlar yeter hatta. Bu filmde oyunculuğunu takip edeceğim bir kişi daha ortaya çıktı ki; o da Mila Kunis. Daha önceleri ikinci sınıf aksiyon ve komedilerde oynadığı için pek göze batmayan oyuncu, eline fırsat geçtiğinde değerlendirmesini bilenlerden. Bundan sonra daha kaliteli rolleri hak eder bir performansı vardı.
Yönetmene aşina olsam da, daha önce hiç sinemada seyretmemiştim. Fakat puslu açılış sahnesi bile; “Tamam bu film Aronofsky’e ait” dedirtiyor. Sakin, durağan, yeri geldiğinde sarsıcı; her aradığınız var. Aralara serpiştirilmiş hareketli kamera çekimlerini de koymasaymış daha iyi olacakmış ama; küçük de bir eleştiride bulunayım. Sanki başka filmden çalıntı gibi, gereksiz durmuş bunda.
Filmimiz genç ve naif bir balerinin, yeni dönemde farklı kurgulanmış bir Kuğu Gölü gösterisinde iyi ve kötü kuğuyu aynı anda oynaması için seçilmesi ile başlıyor. Çok zor ve denenmemiş olan bu rol kişinin ruh halini de doğal olarak dengesizleştiriyor. Görünürde hiçbir kötü yanı olmayan kahramanımızın, içte buna uygun yapısı sayesinde film klasik bir oyuncu Oscar’ı adaylığını alacakmış haline bürünüyor. Sonrasında, yukarıda saydığım muhteşem oyunculuk zaten Oscar’ı filme ve kendisine kazandırdı. Fakat bu tür filmler kişisel Oscar’lar dışında başarılı olamıyorlar ki bu da gayet doğal. Filmimiz sadece bir kişi üzerine kurulu, daha başka bir Oscar saygısızlık olur. Zaten yönetmen ve yan oyuncular ne kadar kalburüstü olsalar da esas kızımıza sadece ön ayak oluyorlar. Bunun yanında filmin eksik yönleri de vardı. Senaryosu tamamen boşluklar ile doluydu. Nina’nın annesi ile olan bozuk ilişkisi ve bunun altyapısına filmde sadece bir tartışma sahnesinde iki sözcük değiniliyor ve geçiliyor. Böylece ağzımıza bir parmak bal çalınıyor ama sonu yok. Halbu ki diyalogdan ibaret bir filmde bu konu üzerinde daha da durulabilirdi. Filmin başında, başrol için birbirlerini yiyecekmiş gibi duran kızlar, birden ortadan kayboluyorlar ve kendi rollerine geri dönüyorlar. Nina film boyunca sadece kendisi ile uğraşıyor başrolu hakedebilmek için. Oysa ki böyle bir oyunda herkesin birbirinin kuyusunu kazması gerekirdi. Sonuçta bunlar Thomas’ın filmin başında söylediği sözleri destekleyen olaylar ama gerçek hayat ile metaforlar birbirine karıştırılmış. Her ne kadar Siyah Kuğu’nun final dansındaki metaforu olağanüstü bulsam da, bunu dışındakilerin yer yer abartılı olduğu da bir gerçek.
Son olarak filmin finali çok başarılıydı. Bu hali ile Avrupa filmlerinden aşırma gibi dursa da Amerikan sinemasının bizden esinlenmesi bile güzel. Aslında Amerikan filmlerinin bitiş jeneriklerindeki müziklere hasta ve bu konuda ufak çapta kolleksiyonu olan bir insan olsam da, bu filmin finalindeki alkış sesleri ile çıkan oyuncu yazıları çok etkileyici idi.
Sonuç olarak, vizyonda artık bulma şansınız oldukça düşük olsa da dvd sini bi şekilde edinip seyredilmesi gereken bir film. Hatta arşivde bulunması gereken bir film. Tabi her gelen arkadaşla defalarce seyredilecek filmler tarafında saklanmasın. Bi kere seyredilip arşive katılanlar tarafında dursun. İyi seyirler.
Puan: 8/10
Cilasun

Leon’u iki kere V For Vendetta’yı üç kere beğeniyle izleyen biri olarak  bu filmde de Natalie Portman oyunculuğunu yine konuşturduğunu düşünüyorum. Portman filmde naif bir balerini canlandırıyor. Ama kelimenin tam manasıyla naif.. Hayatında bir tane bile koyu renk barındırmıyor ya da barındıramıyor diyelim. Annesinin de eski bir balerin olmasından dolayı onu tam bir dansçı olarak yetiştirmiş. Ve hayatında son derece baskındır. Nina’nın Kraliçe olarak canlandıracağı “Kuğu Gölü” balesinde beyaz kuğuyu mükemmel bir şekilde başarırken kötülüğün timsali siyah kuğu da zorlanır. Ama Nina’nın arzuladığı tamamen “Kusursuz” bir resital ortaya koymaktır. Bu durum kendi içinde ikilemlere sürüklenmesine sebeb olur. Film zaten bu gelgitleri barındıran tam bir psikolojik gerilim..Bu sene Oscar’da çok büyük ödüller alacağını imdb’nın 8.7 puanı tasdikliyor. Yönetmen koltuğunda da “Darren Aronofsky” var.. Bana göre Aronofsky’ni n “Pi” ile birlikte en iyi filmlerinden biri.. Türkiye’de şubatta gösterimde olacak. Özellikle uzun süredir iyi bir film izlememiş olanlara tavsiye ediyorum..

SMYY