Haziran, 2012 için arşiv


Okumadan, dinlemeden, keşfetmeden bilenler var bu ülkede, gök kubbe altında. Sokrates’i duymamışlardır belki de ama gavurdan öğrenecekleri hiçbir şey yoktur zaten onların. Elbistan’ın kocaman bir ülke olduğunu düşünmüşlerdir bir kere, -tan eki sayesinde sadece. Haritayı Adriyatik’ten Uzakdoğu’ya kadar boyamak yerine, bi’ Kahramanmaraş il haritasını merak etselerdi keşke. Meksika’yı ‘üçüncü dünya ülkesi’ olarak konumlandırırlar, Meksika’nın haritadaki yerini dahi merak etmeden. Meksika’yı izledikleri filmlerde İstanbul’un da Bombay’dan farkı olmadığını görebilmeyi başarsalardı keşke. Bombay’a bir şey dediğim yok (yeni ismiyle Mumbai’ye), olanın olduğu gibi olmasıdır istediğim. Orası İstanbul’dur çünkü. Meksika ise üçüncü dünya ülkesi olarak bakılmayı hak etmemeli izlerken filmlerini. Meksika sınırına ise ‘sınır’ olarak bakmamalı sadece. Ya da tam da ‘sınır’ olarak bakmalı belki de. Dramdır oradaki, insan’ı yok sayan bir ‘ticaret’tir. Juarez’den sınırı geçmek, New Jersey’e ulaşmak ise tamamen ‘yeni bir dünya kurmak’tır yola çıkan Latin Amerikalılar için.

Yönetmenliğini ve senaristliğini Cary Fukunaga’nın yaptığı ‘Sin Nombre’ (İsimsiz) filmiyle yine bir ‘Meksika’ karşımızda. Mülteci dramı ya da yaşam daha doğrusu hayat için yolculuk diyelim filmin hikayesine. İki hikaye var, filmin ilerleyen sahnelerinde birleşecekler birbirleriyle. Çeteye üye olan Casper ve babasıyla Guatemala sınırından New Jersey’e gitmeye çalışan Sayra. Çetenin üyelerinden olmayan kız arkadaşından dolayı Casper’ın çete işlerini aksatması göze batmaya başlar. Bunun üzerine kız arkadaşı bir gün Casper’ın bulunduğu yere gelir ve fark edilir. Çetenin önde gelenlerinden biri dışarı çıkarma sebebiyle götürdüğü kızın ölmesine neden olur. Üzgündür Casper. Daha sonra, ABD sınırına doğru ilerleyen trende soyguna karar verirler. Sınıra ilerleyen trenin vagonlarının üzeri ise yüzlerce, yeni bir hayata yolculuğa kalkışan insanla doludur. Modern dünya gözüyle ‘kaçak, mülteci.’
Sayra’nın babası daha önce New Jersey’e gidebilmiş ve yeni bir hayat kurmayı başarabilmiştir. Kızı Sayra’yı da oraya götürmek için gelir ve benzer yollarla koyulurlar yolculuğa. Trenin vagonlarından birinin üzerinde… Tren ilerlerken ağaç dallarından meyveler koparmaya çalışırlar. Bazen köylüler bir şeyler atar, yiyecek olarak. Bazen çocuklar taş atar, sırf piçlik olsun diye. Casper ve arkadaşı da aynı vagonun üzerindedir, soygun için. Sayra ve Casper’ın hikayesi ise burada birleşir. Babasız büyüyen Sayra, güvenmek istediği bir erkek/koruyucu bulmuştur kendine. Ya da Casper’a bu düşüncelerle bağlanmak ister. Sayra’nın hayalleri vardır, Casper ise hayal kurmaktan vazgeçmiştir. Kendi deyişiyle, “Hayır, ben günlük yaşarım.”
İzlemeyenler için filmin tamamını anlatmaktan kaçınmak gerek. Kısaca, bir ‘Meksika sınırı’na daha şahit oluyoruz Sin Nombre’yle. Belki tüm insanoğlunun yüzleşmesi gerek bir sorun ya da sınır. Meksika Sınırı’na ‘modern dünya’ gözüyle değil, insan olarak bakmak gerek, çok anlatacakları olacaktır bize. Birçoğumuz çok uzağız bu diyarlara, ama sınırları kaldırmalı insanoğlu. Keşfetmeye, dinlemeye, anlamaya açık olmalı artık. Cemil Meriç ‘fildişi kulesi’nden bahsediyordu ama şimdiye kadar yapılanlar daha çok ‘battaniye altında olmak’ gibi.
FATİH