‘**Hakan Ö.’nın Yazıları’ Kategorisi için Arşiv


Ülkemizde kendini “tutkulu bir sinemasever” olarak tanımlayan pek çoklarının izlemediği hatta adını bile duymamış olabileceği enteresan bir filmdir. İşin ilginci film, fazla popüler olmamış kült bir film değil aksine 1978 yılında 9 dalda aday olup, “en iyi film” dahil 5 dalda (en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi kurgu ve ses) Oscar kazanmış, sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir! Buna rağmen ülkemizde bu derece bilinmemesi nedeniyle, sanırım en iyi film oscarını kazanmış filmler arasında Türkiye için en “underrated” filmdir. Robert De Niro’nun belli başlı efsane filmleri hemen her hafta ekranlarda dönerken, hatta yaşlılık döneminde sırf para kazanma amacıyla oynadığı uyduruk komediler bile acayip prim yaparken, böyle bir başyapıtın adının bile bilinmemesi beni her zaman şaşırtmıştır. Sinemanın ikinci altın çağı olarak nitelendirilen 70’li yılların sonlarında çekilen filmimiz; savaş öncesi, savaş ve savaş sonrası olarak üçe böldüğü hikayeyi hepsi için birer saatten toplam 3 saatte anlatan ağır bir filmdir. Buna rağmen olağanüstü oyuncu kadrosunun, belki de hepsinin hayatlarının en iyi performanslarını sergilemesi ile izleyiciyi sıkmaz.
Amerika’da küçük bir madenci kasabasında yaşayan yabancı asıllı dört maden işçisinin mutlu hayatları askere çağrılmaları ile bölünür. Vietnam savaşına giden ve hayatları radikal bir şekilde değişen dört arkadaşın vurucu öyküsüdür bu. Basitçe anlatabilmek için bir savaş filmi olarak özetlense de Cimino, ısrarla filmin savaşla değil kişisel krizler yaşayan bireylerle ilgili olduğunu söyler. Savaş filmi diye kestirip atmaya kesinlikle karşı olsam da en etkili savaş karşıtı film olduğu konusunda hemfikirim. Ayrıca film, çekimleri esnasında kanser hastalığının son demlerini yaşayan John Cazale ‘in de son filmidir. Robert De Niro gibi bir oyuncusu olduğu için film, doğal olarak onun adıyla anılır (ki filmdeki oyunculuğu gerçekten muhteşemdir) fakat bence tartışmasız olarak filmin yıldızı Christopher Walken’dır. Canlandırığı karakterin Vietnam’a gitmeden önceki haliyle sonraki hali arasındaki farkı “oyunculukla” bundan daha iyi anlatmak imkansızdır. İzlediğim en etkileyici performansların başındadır ve aldığı yardımcı erkek oyuncu ödülünü fazlasıyla hak etmiştir.
Hollywood’ pek çok filme senarist olarak imza atmış olan Michael Cimino’nun yönettiği ikinci film olan The Deer Hunter’ın bitiş jeneriğinin akmasından hemen önce filmin kahramanları, ironik bir biçimde ve tuhaf bir duygu veren, bayat bir vatanseverlik gösterisiyle “God bless America” isimli milli marş tadındaki şarkıyı söylerler. Pek çok eleştirmen bunu ucuz bir Amerikan propogandası olarak algılar ve filmi eleştirmek için tek silahları olarak bunu kullanırlar fakat benim kanaatime göre yönetmen o sahnede ironi kullanmış ve o perişan hallerinde bile “vatan sağolsun” diyerek, zorla gönderildikleri “onların olmayan” bir savaşta düştükleri  zavallı hallerini anlatmak için bu sahneyi çakmiştir.
Günümüz gençliğinin, “gereksiz romantik komedilerde” veya “ağlak dramlarda”  anne/kaynana rolünde görmeye alışık olduğu Meryl Streep’in gençliğinde nasıl bir afet olduğunu görmek adına da ilginçtir.
Sinema tarihinin en meşhur sahneleri listelense bu filmin iki sahnesi en ufak bir tartışma bile yaşanmadan bu listeye alınır: Bitmek bilmeyen meşhur düğün sahnesi ve savaş esirlerine rus ruleti oynatılan sahneler… En meşhur düğün sahnesi olarak Baba filmindeki düğün sahnesini bilenler filmi izledikten sonra bu bilgilerini güncellesin.
Günümüz filmlerinde bolca kullanılan “foreshadowing” denen metodun yani “bir hikayede ileride olacak herhangi bir olayın önceden küçük ipuçlarıyla belirtilmesi” olayının en sarsıcı örneklerinden biri bu filmdedir. Düğün sahnesinde gelinin gelinliğine damlayan içkinin kırmızı damlaları, ileride yaşanacak vahşetin habercisidir. Film savaşı, savaş sahnelerine boğmadan anlatır. En büyük zevki geyik avlamak olan bir insanın can almanın iğrençliğini anladıktan sonra açık hedefte olan geyiği azad etmesi filmin en can alıcı sahnesidir ve filme adını bu sahne verir.
HAKAN ÖZKAN
(Sinemakentine hoşgeldiniz. Yazılarınızın devamını bekliyoruz. MG)