‘*Kısa Filmler’ Kategorisi için Arşiv


2003 Cannes Film Festivali Kısa Film Yarışması’nın Jüri Özel Ödülünü alan ve Arjantinli yönetmen Fernando Solanas’ın oğlu Juan Solanas’ın yönettiği 15 dakikalık kısa film “Başı Olmayan Adam/ L’Homme Sans Tete” başarılı bir “kalabalıkta yalnızlıklar” hikayesi.

Açılış sekansındaki zeplinden atılan bir paraşütçü gibi katılıyoruz Solanas’ın hikayesine. Biz alçaldıkça açılan boz renkli sisin arasından bir sanayi-liman kentine iniş yapıyoruz. Gökyüzünden aşağı süzülerek dahil edildiğimiz hikayenin bunaltıcı rengi, sonrasında manzarasını bize kirli bir camın ardından sunuyor ve kahramanımız “başı olmayan adamla” orada tanışıyoruz. Kirli camlar, kirli aynalar ve şehir kirliliğinin büyük yer tuttuğu hikayede gözlerimiz başsız kahramanımıza alışmakta güçlük çekse de yönetmenin bizi hikayesine ustaca dahil edişinden uzaklaşamıyoruz.

Diğer başsızlar gibi kendisine uygun bir baş satın alarak sevdiği kızı etkilemeye çalışan başsız adamın, pırıltılı bir “baş dükkanı” salonunda denediği başlardan memnuniyetsizliğini ve sonrasında verdiği kararı izleyeceğimiz bu kısa metrajlı film özünde fotoğrafçı ve sinema yönetmeni bir babanın çocuğu, olan Solanas’ın büyük bütçeli işlere imza atmasına ve daha önceki başarılı işlerini duyurmasına olanak tanıyor.

Reklamlar

Kısa filmler, birçok insana basit gelen, ama anlatmak istediği fikri uzatmadan doğrudan anlatabilen filmlerdir. Söz konusu olayı o kadar yalın ve uzatmadan anlatır ki başka düşüncelere kapılmadan çıkıverir fikir. Ana fikir demiyorum çünkü çoğu kısa filmde yan fikirler yoktur. Yönetmen anlatacağı şeyi en kısa yoldan anlatmaya çalışır ve başarır da bunu. Başardığı için etkileyicidir kısa film. Hayatımda izlediğim birçok kısa film beni hem mutlu etmiş hem de sonunda üzmüştür. Mutlu etmiştir çünkü yönetmeden seyirciyi sıkmadan anlatmıştır anlatacağını üzmüştür çünkü bilirsiniz ki aynı filmi bir daha kolay kolay bulamayacaksınızdır.

22. Ankara Film Festivali tüm hızı ile sürüyor. Festival sinemaseverler için bulunmaz bir fırsat. Festival birçok ülkeden birçok yönetmenin filmlerini izleme fırsatı sunuyor. Çok kaliteli yapımlar ve etkinlikler var.

İnsanlar Ankara’da festivallere çok ilgili. Birçok festivalde yer bulmak zor oluyor. Ankara’nın merkezindeki sinemalarda gösteriliyor filmler. Ulaşım rahat. Bunun etkisi olabilir. İnsanlar rahat ulaşıyor sinemaya. Ama ben buna insanların kültürel yapısının yüksek olmasına da bağlıyorum. Ankara kültür sanatı yaşayan insanlarla dolu bir şehir.

Bu sene festivali üniversite yıllarındaki kadar iyi yaşayamıyorum fakat, yine de birkaç seansa gitme imkânı buldum. Ses getirmiş kısa filmlerin gösterildiği “Kısa Sınır Tanımaz” seansları oldukça etkileyici. Gittiğim seansta sekiz kısa film izledim ve hepsini başarılı buldum.

Bunlardan birçok ödül almış “Muazzam Yarış” beni çok etkiledi. İnsanların para hırsı ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Mükemmel bir anlatım,  ortalamanın çok çok üstü. Etkilendiğim diğer film ise “Lost”. Yaklaşık 4 dakikalık bir film. Kameranın anlatımda nelere kadir olduğunu görmek isterseniz bu filmi mutlaka izleyin derim. Ortalamanın üstü.

Son söz: Kısa Film deyip geçmemek lazım. Unutmayalım ki şu an filmlerinin kalitesi ile ün yapmış birçok yönetmen zamanında kısa filmlerle olgunlaşmış. Bu bakımdan izlediğiniz kısa film belki ileride akademi ödülü alacak bir yönetmenin ilk filmi olabilir. Bundan dolayı mesleğin başlangıcında çok önemli bir basamak olan kısa filmleri önemsiyor ve festivallerde gösterilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

ENES


Ankara 3.Rofife Kısa Film Festivali’nde izleme fırsatını buldum filmi. Bir kısa filmin kadrosunun bu kadar zengin olması insanda merak uyandırıyor. “Anı Yaşamak” kısa filmi ekim ayında Antalya Altın Portakal Film Festivalin’de de gösterilmişti fakat gala filmlerinden fırsat bulup izleyememiştik. Film gerçek bir hayat hikayesinden esinlenmiş. Ümraniye T Tipi Cezaevinde yatan hükümlü Hakan Metin Mercan’ın yazıp yönettiği ve başrollerini Bennu Yıldırımlar, Şevket Çoruh, Ceren Soylu ve Ercan Bostancıoğlu’nun oynadığı ‘Anı Yaşamak’ filmine 11.Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü verildi. Filmin galası ilginçtir, yönetmeni dışarıya çıkamadığı için cezaevinde yapılmıştır

Film, içerideyken oğluna Almanya’da olduğunu söyleyerek onun üzülmesini istemeyen babanın(Şevket Çoruh) acıklı hikayesinden bahsediyor. Yakın zamanda dedesini de kaybeden çocuk ölüm kavramına kendince anlamlar yüklemeye çalışıyor. Dedesi cennete, babası da Almanya’ya gitdiyse demek ki babası da bir yere giderek ölmüştür. Annesine bunu sorar: Babam da dedem gibi öldü mü… Annesi, kocasından artık bu yalandan vazgeçmesini yoksa çocuğun ölüm kavramını bir türlü anlayamadığı için psikolojik bunalım yaşayacağını söyler.

Baba da hapisteyken zamanın daha sonrası “an”ın kıymetini anlamaya başlar. Geleceği oluşturan küçük parçalardır ”an”lar. Geçmiş artık yoktur ve geleceği yaşamak “an”dan başlar. Kısacası her “an”ın kıymetini anlar. Çünkü içerdeyken insan her şeye sevinebiliyor. İçerdeki bir arkadaşının 6 ay ömrü kaldığını ve erken tahliye olacağını öğrendiğinde, yakınlarının yanında öleceği için sevinmesi onun aklını başına getirir. İçerde zaman farklı işler. Her “an”ı iliklerine kadar yaşarsın.

MEHMET