‘*Haberler’ Kategorisi için Arşiv


Yani aşağıdaki haberi okuyunca ne diyeceğime şaşırdım. Bugün Ladin’in ölümünün ikinci günü ve öldürüldüğü operasyonun filminin yapılacağı haberi geldi. Madonna’nın dediği gibi bu hollywood’un havasında, suyunda birşeyler var, insanın kafasının bir mayhoş ediyor. Bu ne çabukluk, bu ne planlama Allah’ım. Bir önceki oskarlık filmi Ölümcül Tuzak (Türkiye’de 20.000 civarında izlenmiştir.) yönetmenin az buçuk nasıl bir film çekeceğinin ipuçlarını veriyor. Ne diyordu Semih Kaplanoğlu bu film için, bir hatırlayalım: “Mesela Kathryn Bigelow‘un ‘Ölümcül Tuzak’ı gibi bir film yapmak, o filmi düşünebilmek bana tuhaf geliyor. Şundan dolayı: Siz o ülkeye girmişsiniz, işgal etmişsiniz, 1,5 milyon kişi ölmüş ve hala kendi bomba imha ekibinizle alakalısınız. Bu kadar körlük olabilir mi? Irak halkı bu kadar mı yok? Ben sinirlenip o filmin yarısında çıktım. (Yusuf’un Rüyası, 208, Timaş Yayınları)”  Bu arada, bunları okudukça kendi sinemamıza kızmadan da edemiyorum. Arkadaşlar adamlar olayın ikinci günü film projesini duyuruyor, İstanbul fethedileli 600 yıl oldu, biz hala filmini bekliyoruz. Buyrun haberi okuyalım:

Aldığı 6 oscar ile geçtiğimiz yılki 82. Oscar Akademi ödüllerine damga vuran ‘The Hurt Locker’ filminin yönetmeni Kathryn Bigelow, Usame bin Ladin’in öldürüldüğü operasyonun filmini çekmeyi planlıyor. Bigelow’un ekibinden ismini vermek istemeyen bir yetkilinin açıklamasına göre, Kathryn Bigelow ve ‘The Hurt Locker’ın senaristi Mark Boal, zaten bir Usame bin Ladin projesi üzerinde çalışıyordu. İkili, El Kaide liderinin öldürülmesiyle filmi çekmeye her zamankinden daha yakın oldular.

Yetkili, henüz adı belirlenmemiş olan yapımın, Bin Ladin’i takip eden ve baskını gerçekleştiren özel kuvvetler üzerine kurulan bir aksiyon filmi olacağını bildirdi. Yönetmenin sözcüsü Susan Ciccone ise, Bigelow’un proje hakkında şu an bir yorum yapmaktan kaçındığını aktardı. Kathryn Bigelow, Irak’ta savaşın ortasındaki bir bomba imha ekibinin yaşadıklarını konu alan ‘The Hurt Locker’ ile ”en iyi yönetmen” ödülüne layık görülmüş, oscar ödülü alan ilk kadın yönetmen olmuştu.  (Kaynak: Star Gazetesi)

*Madonna’nın Hollywood adlı şarkısından…
MEHMET


Sevgili gazeteci dostum Fatih sonunda bloğunu açtı. Sinemakentinde de sinema yazıları yazan dostumun kalbine ve kalemine o kadar güveniyorum ki, her yazısı benim için çok önemli olacak. Umarım kendi bloğu, sinemakenti yazılarını aksatmaz. Şimdiden yolun açık olsun. Blogda yazarken bazen yazılanları sadece kendin okuyormuşsun gibi gelebilir ama hiç de öyle değil bence. Bir kişi bile yazdıklarından bir şey öğrenir veya yazdığın bir yazı birisinin yarasına pansuman olursa blog amacına ulaşmıştır. Benim sinema yazmamdaki amaç da biraz bu. Bazı filmler hakkında internette arama yaptığımda kayda değer hiçbir eleştri yazısı bulamıyorum. Ben de bu yüzden Türkiye’de vizyona girmeyen fakat izlemeye değer az duyulan filmler hakkında da yazmaya çalışıyorum ki, olur da aynı zevke sahip birisi bu film hakkında birşeyler aradığında kırık dökük yazımıza ulaşsın diye.

Bloğa ulaşmak için: http://insantarikati.wordpress.com/

MEHMET


Türk sinemasıyla ilgili paylaşımda bulunduğum bir arkadaşa şunları yazmıştım ve Türkiye’de çok para kazanan sinemacıların, filmlerini kıt kanaat yapabilen dostlarını desteklemediğinden yakınmıştım: 
gişe hasılatı içinde yerel sinema oranı en yüksek ülkeyiz…yani yerli filmlerimiz daha cok satıyor….bunu duyan bir avrupalı zannedecek ki semih kaplanoğlunun türkiyesi gercekten sinemasına sahip çıkıyor….nerdeee…semih abi gibi insanlar tırnaklarıyla söke söke yapıyor bu filmleri…en son çıkan nehir söyleşi kitabını okumuşsunuzdur….hala filmleri için kaynak aramak için 40 takla atıyor…ama bazıları kıytırıktan filmleriyle trilyonları götürüyor…ne yapıyorlar peki türk sineması için…..tonla para kazansaydım…tüm sanmimiyetimle söylüyorum semih abinin, zeki abinin, derviş abinin birer filmlerini hatta daha fazlasının tüm masraflarını ben karşılardım…bu insanlar dünyaya tanıtıyor bizi…daha iyi reklam mı olur….
Bugün ise okuduğum bir haber beni çok ama çok mutlu etti. Cem Yılmaz, Belma Baş’ın festivallerde dolaşan “Zefir” filmine sponsor olarak filmin tamamlanmasına ve festivallerde dolaşmasına yardımcı olmuş:

Bugüne kadar birçok uluslararası festivalde ödül kazanan Zefir filmi 29 Nisan’da gösterime girecek. Bu filmi izleyiciyle buluşturan isim ise ünlü komedyen Cem Yılmaz. Film çekilirken parası biten ve filmi tamamlayamayan yönetmen Belma Baş’ın imdadına Cem Yılmaz yetişmişti. Yılmaz, sponsor olduğu Zefir’in hem çekimlerinin tamamlanmasını hem de yurtdışındaki uluslararası film festivallerine katılmasını sağlamıştı. Yönetmen Selçuk Aydemir’in maddi olumsuzluklar nedeniyle vizyona giremeyen Çalgı Çengi filminin imdadına da Cem Yılmaz yetişmişti. Cem Yılmaz’ın bastırdığı kopyalarla izleyiciyle buluşan film şu ana kadar 57 bin kişi tarafından izlendi. (Hayal Perdesi)

Gerçekten örnek bir davranış. Yukarıdaki bahsettiğim ‘kıytırık’ filmler kategorisine tabii ki Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan gibi hem iyi filmler yapıp hem de iyi kazanan sinemacılarımız dahil değil. Bu işi hakkıyla yapıp kazananların Cem Yılmaz örneğinde olduğu gibi güzel işlere imza atması da anormal değil bence.

MEHMET

“Miral” Filmi BM’de

Yayınlandı: Mart 15, 2011 / ***Tüm Yazılar, *Haberler
Etiketler:, ,

Amerikalı Yahudi oyuncu ve yönetmen Julian Schnabel’in, Filistinli gazeteci Rula Jibriel’in kitabından yola çıkarak çektiği filmin gösterimine BM Genel Kurulu Başkanı Joseph Deiss onay verdi. Ancak İsrail’in BM delegasyonu, filmin gösterim kararını protesto ederek iptal edilmesini istedi. İsrail delegasyonu, İsrail’de ‘Miral’de anlatılanlardan daha sert ve eleştirel filmler yapıldığını, ancak bu filmlerin BM Genel Kurulu’nda değil ticari sinemalarda gösterildiği ifade edildi.

Filmin yönetmeni Schnabel ise, filminin sevip inandığı İsrail’e zarar vermesini değil, korumayı amaçladığını belirterek, ‘Eğer diğer tarafı dinlemezsek barışa sahip olamayız’ dedi. (Kaynak: Akşam.com.tr)


http://www.kulturmafyasi.com/

Mafya Sinema Yazıları:http://www.kulturmafyasi.com/category/sine-mafya/

Kültür Mafyası’nın 3. hediye kitap kampanyası başladı… 25 Mart’a kadar Kültür Mafyası’nda yayımlanan herhangi bir yazıya yorum bırakan 3 kişi, April Yayıncılık’tan “Cıva Sanrıları” isimli kitabı kazanacak.

Oldukça zor bir oylama süreci geçtiğini söyleyebilirim En İyi Film kategorisi için. Yarış iki film arasındaydı hep. Black Swan ve Inception diğer filmlere fark atarak en çok oyu alan filmler oldu. Aralarındaki oy farkı %2′nin altında. Hatta bir ara Black Swan‘ın seçileceğini düşünmeye bile başlamıştım ama son zamanlarda artırdığımız oylama reklamlarının üzerine Inception, Black Swan‘ı solladı. Bu ikiliye en yakın oy ise The King’s Speech ‘e ait. Sonrasında gelen 127 Hours ise The King’s Speech‘in sadece yarısı kadar oy alabildi. Bu arada Shutter Island‘a fazla adaylık vermemle ilgili gelen şikayetlere rağmen özellikle En İyi Film dalında epey oy topladığını söyleyebilirim….

Sonuçlar ve ayrıntılı inceleme için:

 http://theoscarboy.com/2011/02/21/oscar-boy-readers-choice-odulleri-10-kazananlar/#more-5132


Ofsayt, Ayna ve Daire gibi ödüllü filmlerin sahibi ve şu anda İran’da tutuklu bulunan yönetmen Cafer Panahi, davetlisi olduğu fakat katılamadığı 61. Berlin Film Festivali’ne bir mektup gönderdi. Sistem karşıtı propoganda yaptığı gerekçesiyle altı yıl tutukluluğa ve yirmi yıl film yapmamaya mahkum edilen Panahi mektubunda, rüyalarını filme dönüştürmeye hayallerinde devam edeceğini söyledi. İşte mektubun tam metni:

“Bir yönetmenin dünyası gerçeklik ve hayaller arasındaki etkileşimle çizilir. Yönetmen gerçeği kullanır, ondan ilham alır, onu hayal gücünün renkleriyle boyar ve hayalleri ile umutlarının projeksiyonundan bir film yaratır.

Gerçekte, ben son beş yıldır film yapmaktan alıkonulmaktaydım, şimdi ise tam yirmi yıl bundan yoksun bırakılmaya resmen mahkum oldum. Ama ben rüyalarımı filme dönüştürmeye hayallerimde devam edeceğim. Sosyal farkındalığa sahip bir yönetmen olarak şu an halkımın günlük problemlerini ve endişelerini sergilememin mümkün olmadığını kabul ediyorum; ama yirmi yıl sonra tüm sorunların biteceği düşünden vazgeçemiyorum. İşte o zaman ülkemdeki barış ve refah hakkında filmler yapıyor olacağım.

Beni yirmi yıl düşünme yazmaktan mahrum ediyorlar, ama hayal kurmaktan alıkoyamazlar. Yirmi yıllık engizisyon ve sindirme süreci yerini özgürlüğe ve özgür düşünceye bırakacaktır.
Onlar yirmi yıl boyunca dünyayı görmeyi bana mahrum ediyorlar. Özgür kaldığım zaman umuyorum ki, herhangi bir coğrafya, ırk ve ideolojik engel olmaksızın inançları ve fikirleri ne olursa olsun insanların bir arada özgür ve barış içinde yaşadıkları bir dünyada dolaşabilirim.
Yirmi yıllık bir sessizliğe mahkum ediyorlar beni. Oysa rüyalarımda, birbirimizi hoş gördüğümüz,  birbirimizin fikirlerine saygı gösterdiğimiz ve bir arada yaşadığımız bir zaman için haykırıyorum.
Hakkımdaki karar gereği hapiste altı yıl geçirmek zorundayım. Altı yıl rüyalarımın gerçek olacağı umuduyla yaşayacağım. Ben hapisten çıkıncaya kadar dünyanın dört bir yanındaki yönetmen dostlarımın muhteşem filmler çekmelerini diliyorum. Yaşamaya devam ederken onların filmlerinde düşledikleri dünyadan ilham alacağım.
Gelecek yirmi yıl boyunca, beni sessizliğe mahkum ettiler, görmemeye mahkum ettiler, düşünmemeye mahkum ettiler, film yapmamaya mahkum ettiler.
Mahkumların ve esaretin gerçeğini gözler önüne seriyorum. Rüyalarım dışavurumunu filmlerinizde arayacağım. Mahrum kaldığım her şeyi onlarda bulmak umuduyla…”

 
OFSATY (2006): İran’da kadınların stadyuma girerek erkeklerle birlikte maç seyretmesinin yasak olması üzerine, İran’ın 2006 Dünya Kupası’na kalmasının belli olacağı son maçı statta izlemek isteyen kadınlar tek bir çare bulurlar: stadyuma erkek kılığında girmek.
Kadınların bir kısmı, kalabalık arasından farkedilmeden girmeyi başarsa da bazıları, polisin dikkatini çeker ve stadın dışında bir yere, maç bitene kadar göz altında tutulmak üzere götürülürler. Hayattaki, belki de en büyük istekleri olan, o maçı stadyumda canlı canlı izleyebilme şansını malesef ki kaybetmişlerdir.
İran’da kadının toplumdaki yeri üzerine yapılmış espiri dolu, çok keyifli bir film olan Ofsayt, yönetmeni Jafar Panahi‘ye 2006 Berlin Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü getirmişti.

DAİRE (2000): Film, erkeklerin dünyasında (şehrinde) varolmaya çalışan kadınların ve kız çocuk dünyaya getiren annelerin dünyasını ele alıyor. Bir kadın doğum yapar ve başına gelecekleri bilmeden bir kız çocuk dünyaya getirir…Bu olay çağdaş Tahran manzaralarından sadece ilkidir.
“Ama bu boğucu dünya “daire”deki kadınların umudunu söndürmez”
İran Sineması’nın önemli yönetmenlerinden Cafer Panahi filmini bir gazete haberinden yola çıkarak yapmış. Film İran’da yaşayan kadınlardan yola çıkarak yeryüzündeki kadınları anlatıyor ve bunun için de daire sembolünü kullanıyor.

Gişede 6. Sıradayız

Yayınlandı: Şubat 11, 2011 / ***Tüm Yazılar, *Haberler
Etiketler:,

Avrupa Konseyi Görsel ve İşitsel Yayımlar Gözlemevi tarafından bu sabah Strasbourg’da açıklanan verilere göre, geçen yıl Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde toplam 1 milyar 196 milyon 600 bin adet sinema bileti satıldı. En fazla sinema bileti satılan ülkeler sırasıyla Fransa (206,5 milyon), İngiltere (169,2 milyon), Rusya (165,5 milyon), Almanya (126,6 milyon), İtalya (123,4 milyon) ve Türkiye (41,1 milyon) oldu. Türkiye’de 2009 yılında 36,9 milyon adet sinema bileti satılmıştı.

Avrupa Konseyi verileri, geçen yıl Türkiye’deki sinema bileti satışlarından elde edilen gelirin ise 380 milyon 200 bin Türk Lirası olduğunu bildirdi. Bu oran 2009 yılında 308,2 milyon Türk lirası olarak kaydedilmişti.

Öte yandan, Türkiye, sinema piyasasında ulusal filmlerin en fazla paya sahip olduğu Avrupa ülkesi ünvanını geçen yıl da korudu. Türk yapımı sinema filmlerinin pazar payı geçen yıl yüzde 52,9 olarak kaydedildi. Türkiye’yi bu alanda sırasıyla Fransa (yüzde 35,5), Çek Cumhuriyeti (yüzde 34,8), İtalya (yüzde 32) ve Finlandiya (yüzde 27) izliyor.

Kaynak: ntvmsnbc.com


Çekimlerine ocak ayında başlanacağı bildirilen “The Life of Pi” için uzun süredir uğraş veren Ang Lee sonunda finansal destek buldu. Yann Martel‘in bir gemi kazasından sonra 227 gün boyunca botun içinde bir bengal kaplanı ile kanan Pi’nin (2002’de Booker Man ödülünü kucaklamıştı) macerasını anlattığı hikayesi için belirlene oyuncu kadrosu da heyecan verici. Pi rolünde Suraj Sharma’yı (Rolü, 3 bin rakip arasından sıyrılmayı başaran 17 yaşındaki Hintli Suraj Sharma aldı.-Sağdaki fotoğrafta-) izleyeceğimiz haberleri gelirken Gerard Depardieu, Irfan Khan ve Adil Hussain gibi ustaların da projede olacağı kesinleşti. Hintli çocuk Pi’nin hikayesinin oyuncuları için Lee’nin Boyle gibi Bollywood‘a yönelmesi de isabetli bir karar olarak görülüyor. (Kaynak: Sinemalife Dergisi)


Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi Türkiye’nin 2010 yılı vizyon raporunu yayınladı. Gazetenin Genel Yönetmeni Deniz Yavuz tarafından hazırlanan rapora göre, 2010 yılında Türkiye sinemalarında toplam 252 film gösterime girerken (2009: 255, %-1), bu filmler arasındaki Türk filmi sayısı ise 65 oldu (2009: 69, %-6).

Geride bıraktığımız yıl, sinema salonlarına en yaygın dağıtımı yapılan film New York’ta Beş Minare idi. Toplam 383 kopyasıyla 700 salonda izleyici karşısına çıkan New York’ta Beş Minare, ilk haftasında 1.096.007 kişi tarafından izlenerek 10.080.177,00 TL hasılat yaptı. Bir sinemada ortalama 1.566 kişi tarafından izlenen bu filmi salonlarında programa koyan sinemalar yalnızca New York’ta Beş Minare ile bir haftada 15.000 TL’ye varan ciro yaptı.

The Oscar Boy

Yayınlandı: Aralık 20, 2010 / ***Tüm Yazılar, *Haberler
Etiketler:,

www.theoscarboy.com yıl içindeki festivalleri ve ödülleri takip eden başarılı bir site.Yıl içinde ödülden ödüle koşan filmleri buradan takip edebilirsiniz. Birçoğu Türkiye’ye uğramayan filmlerden haberdar olmak için güzel bir kaynak…

Sinema Kenti Facebook’da

Yayınlandı: Aralık 20, 2010 / ***Tüm Yazılar, *Haberler

Yeni Bir Sinema Sitesi:Filmozor

Yayınlandı: Aralık 16, 2010 / ***Tüm Yazılar, *Haberler
Etiketler:

Sinemacılara yeni bir site daha…Yorumlarınızı paylaşabileceğiniz, konu başlıkları açarak dilediğiniz konuda görüş toplayabileceğiniz filmozor.com aslında şu an deneme aşamasında…Ama çok yakında daha aktif hale gelecek.Güzel bir site olacağa benziyor.

www.filmozor.com

 


“18.10.2010 tarihinde Habertürk gazetesinde yayımlanan ve Habertürk kanalında Akşam Raporu programında zikredilen sözler ve iddialar üzerine Ağustos Film ve ’nın basın açıklaması:

2008 yılında prodüksiyonuna başladığımız Kar Beyaz isimli filmin müzikleriyle ilgili olarak filmimizin yönetmeni olan fotoğraf sanatçısı Sayın Selim Güneş’in tercihi üzerine şirketimiz Sayın ile anlaşmıştır. Filmin bütün müzik üretim koordinasyonu ve müziklerin filmle bütünleşmesi adına yaşanan sanatsal yolculuğu Sayın tarafından yürütülmüştür. Bu sürece katkı yapan tüm sanatçıların isimleri ve yaptıkları katkılar filmin jeneriğinde ve afişlerinde zikredilmiştir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen tarihlerde yapılan yayınların gerçekler ile hiçbir alakası yoktur. Şirketimiz söz konusu yayınlarda tarafımızı ve filmimizi töhmet altında bırakan ve karalamaya çalışan kişiler ve bu mesnetsiz suçlamalara imkan sağlayan yayıncı kuruluşlar hakkında her türlü hukuk yolunu kullanacaktır. Şirketimiz filmimizin müziklerinin yaratılmasını sağlayan Sayın ’nın da haklarını sonuna kadar savunacaktır.

Ayrıca sözü geçen yayınlarda Murat Bardakçı’nın sarf ettiği “benim vergimle hiç kimsenin seyretmediği filmleri çevirdiğini iddia eden yönetmenin para kazanmaya hakkı yoktur”,”Film desteği, film yapıyorum bilmem ne, laf. Türkiye’de, özellikle film yarışmalarında, belli bir ideolojinin ve gruplardan birisi değilseniz ödül mödül alamazsınız, mesele budur” ve benzeri hakaretamiz sözlerini kınıyor ve yıllardır beklediği sıçramayı son dönemde yapan ve dünya çapında her geçen gün kendinden daha fazla söz ettiren Türk Sineması, büyük emekler ile Antalya Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu sene Sayın Kadir İnanır başkanlığında görev alan değerli Jüri Üyeleri, destekleri ile Türk Sineması’nın gelişimine katkıda bulunan Kültür Bakanlığı ve en önemlisi sinemaseverler hakkında bu ifadeleri kullanan kimselerin sanata olan saygısızlık seviyelerinin değerlendirilmesini kamuoyuna bırakıyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz…