Mesajlar Etiketlendi ‘Turkey’


Türkiye, sinema piyasasında ulusal filmlerin en fazla paya sahip olduğu Avrupa ülkesi ünvanını geçen yıl da koruduğunu ve Türk yapımı sinema filmlerinin pazar payının geçen yıl yüzde 52,9 olarak kaydedildiğini duyurmuştuk. Komedi ağırlıklı filmlerimizin yüksek gişe rakamlarına ulaştığı ülkemizde bu yıl komedi dışında da iddialı filmler çekildi. Bir kaç ay içinde vizyona girecek birçok Türk filmi var. Televizyondan tanıdığımız ünlüleri de sinemaya transfer eden sektör dur durak dinlemeden yoluna devam ediyor. 10 yıl önce kim derdi ki Mahsun Kırmızıgül ve Özcan Deniz yönetmen koltuğuna oturup film çekecek ve gişe rekorları kıracak. Gülerdik bunu diyene. Ama sinemamız bizi şaşırtmaya devam ediyor. Tabii o kadar çok filmimiz vizyona girince biraz seçici olmamız da şart oluyor. Benim şu an beklediğim filmler Derviş Zaim’im Gölgeler ve Suretler, Seyfi Teoman’ın Bizim Büyük Çaresizliğimiz ve İlksen Başarır’ın Atlıkarınca filmleri…Herkese şimdiden tavsiye ederim…

Kısacası yakında her kesime, her tada, her yaşa hitap edecek filmlerimiz vizyona girecek…Seçim sizin…

MEHMET

Reklamlar

Gişede 6. Sıradayız

Yayınlandı: Şubat 11, 2011 / ***Tüm Yazılar, *Haberler
Etiketler:,

Avrupa Konseyi Görsel ve İşitsel Yayımlar Gözlemevi tarafından bu sabah Strasbourg’da açıklanan verilere göre, geçen yıl Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde toplam 1 milyar 196 milyon 600 bin adet sinema bileti satıldı. En fazla sinema bileti satılan ülkeler sırasıyla Fransa (206,5 milyon), İngiltere (169,2 milyon), Rusya (165,5 milyon), Almanya (126,6 milyon), İtalya (123,4 milyon) ve Türkiye (41,1 milyon) oldu. Türkiye’de 2009 yılında 36,9 milyon adet sinema bileti satılmıştı.

Avrupa Konseyi verileri, geçen yıl Türkiye’deki sinema bileti satışlarından elde edilen gelirin ise 380 milyon 200 bin Türk Lirası olduğunu bildirdi. Bu oran 2009 yılında 308,2 milyon Türk lirası olarak kaydedilmişti.

Öte yandan, Türkiye, sinema piyasasında ulusal filmlerin en fazla paya sahip olduğu Avrupa ülkesi ünvanını geçen yıl da korudu. Türk yapımı sinema filmlerinin pazar payı geçen yıl yüzde 52,9 olarak kaydedildi. Türkiye’yi bu alanda sırasıyla Fransa (yüzde 35,5), Çek Cumhuriyeti (yüzde 34,8), İtalya (yüzde 32) ve Finlandiya (yüzde 27) izliyor.

Kaynak: ntvmsnbc.com


Çağan Irmak filmografisindeki filmlere 15 dakikadan fazla dayanamayan birisi olarak, son filminin aldığı eleştiriler, artık sinemada gidilebilir filmler yaptığına dair bir işaret gibiydi. Dramatik ile gülünç arasında kalan ağdalı melodramı, birçok seyircide bıraktığı etkiyi bende bırakmıyordu. Sanki elindeki potansiyeli kullanmayı bir kenara bırakıp kolay yoldan tribüne oynama isteği ile dolu popülist sahneler, nam-ı diğer sanatsal sinema seyircisinde Mehmet Ali Erbil sendromu yaratmıştı. Fakat “Karanlıktakiler” filminin gişedeki vasat halinin yanında eleştirmenler tarafından el üstünde tutulması, artık parasal sıkıntısı olmayan yönetmenin canının istediği gibi filmler çektiğinin bir göstergesi gibiydi. Bu sayede artan merakımı “Prensesin Uykusu” filminde dizginlemedim ve ilk defa sinemada bir Çağan Irmak filmine gittim.
Filmimiz çok sıcak başlıyor, Redd grubunun iç ısıtan müzikleri, daha baştan bu film seyredilir diyor. Tiyatro kökenli başrol oyuncuları, oyunculuk beklentilerimizi üst düzeye çıkarıyor ve bunu da fazlasıyla karşılıyorlar. Zaten şu anda Şehir Tiyatrolarında aynı oyunda canlı performans sergileyen ve birbirleri ile çok uyumlu olan Çağlar Çorumlu ve Sevinç Erbulak’ı bir de beyazperdede seyretmek ayrı bir keyif. Bunun yanı sıra, Genco Erkal muhteşem, oyunculuk dersi verircesine her repliği sıralıyor. Küçük oyuncumuz da keşke filmde uyumasa diyoruz, bence Şevval Başpınar’a bundan sonra diyaloğu daha fazla olan bir rol verilmeli, bir de öyle seyredilmeyi hak ediyor. Diğer alt rollerde de aynı güzel kelimeleri sarf etmek mümkün.
Filmimiz küçük bir çocuğun hayallerini gerçekleştirmek ve uyanırsa şayet mutlu etmek üzerine kurulunca, fantastik öğeler taşıyor normal olarak. “Pan’ın Labirenti” kıvamındaki açılış sahnesi, hayatın acımasız gerçekleri ile fantazi arasında gidip geleceğimizin habercisi. Zaten kızımızın uyuması da bu denli acı bir gerçek aslında. Tabi ki kült olmuş bir “Pan’ın Labirenti” tadı beklemeyin. Henüz onun emekleme çağı diyebiliriz. Bu konuda tek sıkıntısı sonu, aynı hızla giderken, daha dramatik bir son ile bitmesini bekliyor insan, sanki bişeyler eksik.
Fantastik sahneler acemice, bu konularda kat etmemiz gereken çok yolumuz olduğunu biliyoruz ama denenmesi bile güzel şu an için. Animasyon kalitesi de aynı kıvamda, “Harry Potter” serisinin son filmindeki en etkileyici sahne bir animasyon iken, bu filmdeki kalite Samanyolu Tv’nin çocuklar için din kuşağındaki kalitede.
Yine de animasyonun bir amacı var. Yönetmen en çok eleştirildiği kısım olan acıtasyonu bu sayede çok yumuşatmış. Aynı sahneyi normal çekse, Türk sinema tarihinin en acıklı anı olabilecekken (hatta bu ünvanı çoktan haketmişken bile) bu seçimi tam tersi yönde yapıp, artık bu gibi numaralara ihtiyacım yok mesajı veriyor. Zaten filmin birçok yerinde kendi eski işlerini ve Türk sinemasını eleştiren acımasız taşlamaları mevcut. Bunların yanında, acıtasyona mecbur kalındığını da anlatan ve sonuçta böyle olması gerekiyordu mesajları da filmin çeşitli yerlerine serpiştirilmiş. Genco Erkal’ın film çektiği zamanlar ile ilgili yaptığı acı konuşmayı bir daha dinleyin bakalım.
Filmin çekim kalitesi hakkında söylenecek pek fazla bişey yok. Standart Çağan Irmak kalitesini yakalamış. Görüntüler temiz, arada patlayan bikaç ışığı, kadraja giren bir aydınlatmayı saymazsak. Sonuç olarak, film beni tatmin etti. Bundan sonra yönetmeni bir öcü gibi görmemem gerektiğini anlattı. Çok iyi olmasa da benim için başlangıç olan yeni bir yönetmeni takip etme isteği açısından başarılıydı. Çağan Irmak sevenlerdenseniz, mutlu, hüzünlü, gülerken gözlerinizin de dolacağı bir film seyretmek istiyorsanız seyredin.
PUAN 6/10
CİLASUN