‘*Belgeseller’ Kategorisi için Arşiv


Bahadır Arlıel ve Güneş Çelikcan’ın yapımcılığını üstlendiği, Burak Arlıer’in yönettiği Türk Pasaportu, dört ülkede yapılan araştırmalar sonucu beyaz perdeye taşındı. 2. Dünya Savaşı sırasında Türk diplomatlarının Osmanlı kökenli Musevi vatandaşlarını pasaport sağlayarak trenlerle Türkiye’ye kaçırmalarına odaklanan belgesel film, 66 yıllık sırrı da açığa çıkarıyor.

25 TANIK İLK KEZ KONUŞTU Türkiye, İsrail, Fransa ve ABD’deki kütüphanelerde, tarih enstitülerinde ve vakıflarda, binlerce belgenin gözden geçirildiği 4 yıl süren araştırma sonucu gerçekleştirilen Türk Pasaportu için, o dönemde kurtarılan ve hâlâ hayatta olan 25 tanık, 66 yıl sonra ilk kez konuştu. Tanıklar, özel arşivlerini ilk kez belgesel için açarken, Türkiye Cumhuriyeti tarafından soykırım döneminde Fransa’dan kurtarılan ve bugün hâlâ hayatta olan 6’sı Türkiye’de, 14’ü Fransa’da yaşayan 20 Türk Musevi’sine ulaşıldı ve röportaj yapıldı. Belgesel için, Paris’teki Fransız devlet arşivleriyle Berlin ve Hamburg’da bulunan Alman devlet arşivlerinde yürütülen araştırmalar sonucunda 3 binden fazla belge elde edilirken, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı arşivleri de tarandı. Türk Pasaportu için yine soykırım dönemine ait 80 milyon belgeyle dünyadaki en büyük soykırım müzesi olan Tel-Aviv’deki Yad Vashem ile yazılı ve görsel belge paylaşımı konusunda işbirliği sağlandı. Ayrıca Fransa’da bulunan toplama kamplarında ve Polonya’da bulunan Auschwitz kampında çekim yapmak üzere gerekli tüm izinler alındı. Film 18 Mayıs’ta Cannes’da Cinema Star’da gösterilecek. (hayalperdesi.com)

Reklamlar

Çarşıda, pazarda dolaşırken hepimiz rastlamışızdır: Döner ayran 2 TL.  Acaba kaçımız düşündük, bunları nasıl olurda bu fiyata satabilirler? Ama oluyor, hem de adamlar bu işten kar elde ederek. Food Inc. belgeseli de aslında buna benzer bir sebepten yola çıkıyor. Amerika’da hamburger aldığın parayla bir tane brokoli alamıyorsun. İşte bu da Amerika’da ve heryerde insanları fast food tüketmeye itiyor. Belgeselin en başında bir marketteki ürünlerin paketlerine odaklanıyor. Bir çoğunun üzerinde çiftlik, çiftçi, çit, besili hayvan resimleri var. Demek istedikleri, bunların hepsi doğal. İşte belgesel gerçeğin böyle olmadığını gözler önüne seriyor. Gıda sektörünün bizim bilmemizi istemediği tüm gerçekleri su üstüne çıkarıyor.

Amerika topraklarının yüzde 30’u mısırla kaplı, peki neden? Hayvanlar için en ucuz gıda mısır da ondan. Fakat besi hayvanlarının mısır yerine doğal ot yemeleri gerkmiyor mu? Kim takar. Aynı zamanda mısır hayvanların hızlı kilo almasını da sağlıyor. Şirketler maliyetini minimuma indirmek için insan sağlığını hiçe sayıyor. Karanlık kümeslerde yetiştirilen hayvanlar zaten ne yediklerini bile kestiremiyor. Belgeselde öyle bir sahne var ki akıl almaz derece de hayvanlara yapılan eziyetleri de gösteriyor. Büyükbaş bir hayvanın bir midesinden delik açılmış. Yedikten sonra sindiremediği mısırları insanlar bu delikten elleriyle alıyorlar. Birisinin elini boğazınıza sokup yiyemediğiniz parçaları alması gibi, ama çok daha acımasız.  Ve mısırla beslenen hayvanlarda hastalık yapan bakteriler türüyor. Bu da insanların hastalanmasına ve hatta belgeselde de anlatıldığı üzere ölmesine sebep oluyor.  (Hayvanları sadece 5 gün mısır yerine otla beslediğimizde bu bakterilerin yüzde 80’i gidiyor.) Şirketler ürettikleri ürünlerin muhteviyatını, içinde trans yağ olup olmadığını, GDO olup olmadığını ve ne kadar kalori barındırdığını yıllarca bizden sakladılar. Dikkat ettiyseniz, “Trans Yağ yoktur” etiketleri yeni yeni türemeye başladı. Ya öncesinde…

Sinema eleştirmeni Serdar Akbıyık’ın bu belgesel için yazdığı yazı da dediği gibi, para kazanmak için parayı harcayacağı dünyayı yok eden bir insan; kendi yiyeceğini zehirleyen bir insan ozon tabakasını düşünür mü hiç?

MEHMET


Banksy ismini ilk defa bu belgeselle duydum. Yetenekli bir sokak sanatçısı olmasından öte yüzünü göstermeyişi sayesinde şimdiden bir mit haline dönüştü. Çizdikleri gerçekten anlamlı ve bamteline dokunan şeyler. İngiltere’deki sokakları aşarak Gazze Duvarı’na ulaşmış ve buraya bile çizimler yapmış. Eserleri oldukça iyi paralara satılıyor, sergi açtğında ünlüler bile sırada bekliyor. Gerçekten ilginç bir karakter Banksy… Bu arada bu konuyu kendisine açtığım ve Banksy ile ilgili birkaç link gönderdiğim gazeteci bir arkadaş bunlardan haber yaptı ve yayınlatmayı başardı. Anlıyacağınız, Banksy’yi Türkiye’ye duyuran kişiyi fitillemiş biriyim…

Exit Throuh The Gift Shop (ETGS) belgeselinin yönetmeni Banksy. Fakat asıl kahramanımız Thierry Guetta. O da oldukça ilginç biri karakter. Birgün eline aldığı kamerayla herşeyi çekmeye başlar. Kamerayla birşeyler çekmek alışkanlık olmaya başlar. Bu arada sokak sanatçılarını takip eder ve onları da kameraya alır. Bu farklı dünyayı çok seven Thierry, bu alanda başarılı ve popüler kişilerin peşinden giderek onların kaçamak çizimlerini görüntüler. Bu arada tanışırlar Banks ile ve aralarında bir arkadaşlık başlar. Thierry kameradan sonra sokak sanatına da ilgi beslemeye başlar. Ve bu ilgi onu kendisinin ve hatta Banksy’nin bile hayal edemeyeceği bir üne kavuşturur. Kendi çizimlerini ve stilini oluşturur. Yarım yamalak açtığı sergisini binlerce insan gezer ve eserleri binlerce dolara alıcı bulur. Banksy’yi bile kıskandıracak bir yükseliş…

Bu sene Oscar’a aday gösterilen beş belgeselden biri olan ETGS, Oscar’ı alamasa da adından ve Banksy’den oldukça söz ettirdi. Oscar’ı alsaydı belki yüzünü gösterirdi Banksy ama olmadı. Belgesel beni şu yönden çok etkiledi; bir kişi düşünün; daha yeni içine girdiği sokak sanatına gönül verip, evini dahi ipotek ettiren, bu uğurda bacağını kıran fakat sergisini açmak için gece gündüz demeden çalışan, kısa sürede bu işi öğrenen ve en sonunda hem sergisine hem de kendi belgeseline kavuşan… Belgeseli izlediğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Gerçekten garip bir başarı öyküsü ya da Banksy’nin deyimiyle ‘dünyanın ilk sokak sanatı felaketi filmi’. İzlemenizi tavsiye ederim. Hem şaşıracak hem de çok eğleneceksiniz.  **Bu arada Banksy’nin eserlerini mutlaka görmelisiniz…

MEHMET