Mesajlar Etiketlendi ‘source code movie’


Artık bu tarz filmlerde aradığımı bulamayacağımı anladım. Senelik seyretme oranım da giderek düşüyor, umudum ile birlikte. Her seferinde, değişik olacak diye bir umutla gidip, yine mi klişe diyerek salondan çıkması kötü oluyor sonuçta. Bu haftaki filmimize de gitmek için birçok güzel neden var öncelikle. Yönetmenin “Moon” isimli son derece etkileyi olduğu söylenen filmini seyredememiş olmam bir defa ilgimi bu filme yöneltti. Ayrıca çok sevdiğim iki oyuncuyu başrolde görmek, ilgimi daha bir arttırdı. Sonuçta salondan bir umut ile içeri girdim ve filmimiz başladı.
 
Kendini hiç tanımadığı bir kişinin bedeninde bulan yüzbaşı Stevens, karşısında kendine kur yapan güzel bir hatun ve ortamdaki kişileri tam çözecek iken, bomba patlıyor ve ölüyor. Film başlangıcı için çok ilginç bir fikir. Görsel efektler gayet yerinde ve başarılı. Ne olduğunu siz de yüzbaşı ile birlikte merak ediyorsunuz. Ta ki ana fikir, güzel dış ses tarafından yüzbaşıya aktarılana kadar. Bulunacak bir bombacı var ortamda, ve bunu bulmak için zamanda yolculuk yapıp, geçmişteki aynı sekiz dakika içinde defalarca araştırma yapması gerek yüzbaşımızın. Defalarca aynı bomba efekti, defalarca ölmek. Hadi bu da ilginç; her defasında başka birşeylere odaklanıldığından çok sıkılmadan seyrediyorsunuz. Ama o bombacının ilk göründüğü sahnede “Ben bombacıyım” diye bağırması, ve tahmin etmemize rağmen, filmin sonuna kadar, yok artık bu kadar da değildir diyerek seyretmemiz tam bir hayal kırıklığı idi. Hani yerli dizi Behzat Ç.’de bile katili daha geç tahmin ediyorum.
 
Katili bulduk bari filme odaklanalım diyoruz. Oyunculuklar sıradan, zaten aynı sahneyi oynuyorsun, ne gibi bir değişiklik olabilir ki. Aslında ellerinden geleni yapmışlar, senaryo öyle. Bir tek Vera Fermiga, diğerlerine göre üst seviyede bir oyun sergilemiş. Bu kadını artık büyük filmlerde, başrolde görmek istiyorum. Filmde en önemli oyuncu Chicago kenti. Helikopter çekimlerinde kentin banliyösü muhteşem, gidip görme isteği uyandırıyor kesinlikle. Görsel efektler başarılı, fakat zaten sadece bir patlama sahnesi çekiyorsun. Onu da hep trenin içinde yaşadığın için, odanın içini alevle doldur, oldu bitti. Bu arada yüzbaşının trenden atladığı sahnedeki efekt berbattı. Orda da ayrıca bir eksi not düşeyim. Kurguya bakıyorsun; ölüm soslu imkansız bir aşk katılmış araya, ikilemde kalıyorsun. Güzel ama 8 dakikada ne gördün kardeşim diye geçirmeden edemiyorsun. Sonu da ayrı bir çelişki içerisinde geldi filmin. Yönlendirici firmanın ikiyüzlü tavırları, hep farklı bir son beklentisine itiyor sizi. Fakat filmin sonunda klasik romantik film sonu gibi yaşanıp bitiyor. Şaşırma beklentiniz zerre kadar karşılanmıyor. Buna da iyi mi desem kötü mü desem bilemedim.
 
Sonuç olarak, birçok farklı tarzın kolajı olan, arada kalmış bir film. Bu hali ile “Geleceğe Dönüş” serisinin bütün komedi unsurları ayıklandıktan sonra, “Alacakaranlık Kuşağı” dizilerinin belirsiz metafizik, ve sonlandırmaları ile karıştırılmış; üstüne de “Kasım’da Aşk Başkadır” tarzı bir melodram sosu yedrilmiş, karmakarışık bir film. Yaz ayları Mado’da yediğimiz cup dondurmaları gibi. Her seferinde farklı bir tane seçeriz, çünkü önceki seçtiğimizi hiç hatırlamayız. Bu da öyle o an için güzel ama diğerlerinden hiçbir farkı yok. Sadece klişe severlere tavsiye olunur.
 
Puan: 4/10
Cilasun