Mesajlar Etiketlendi ‘serkan ercan’


Gişe memurları… Önünden onlarca kez geçmemize rağmen çoğu zaman yüzüne bile bakmadığımız, uzatılan paraya karşı bilet uzatmaktan başka haklarında birşey bilmediğimiz insanlar… Kesinlikle küçük gördüğüm için yazmıyorum bunları, hatta bu işe katlanabildikleri için takdir ediyorum kendilerini. Bana bunları hatırlatan bir ilk film, adı da aynı: Gişe Memuru. Tolga Karaçelik’in yazıp yönettiği ilk film denemesi. Filmi, Antalya Film Festivali’nin gala gösteriminde izlemiştim, Sekiz ay önce Ekim ayında. (Aslında bu da ayrı bir problem. Festival gezmekten vizyonu unutan filmler…Ayrı bir yazının konusu.) Oradan en iyi ilk film ödülünü almıştı. Neyse ki film 6 Mayısta vizyona giriyor.

Baştan şunu söylemek isterim ki, film katıksız bir sanat filmi bence. Öyle bir gişe memurunun hayatını kalın çizgilerle anlatan bir film bekleyenler hüsrana uğrayacaktır. (Yani bir gişe memuru beni anlatan bir filmmiş, gideyim dese, küfür ederek çıkabilir salondan.) Galadan sonra yönetmeniyle yapılan sohbete de katılmıştım. Orada bir gişe memuru hakkında film yapma fikrinin nerden çıktığını da anlattı. Yolculuk ettiği birgün, uğradığı bir gişedeki memura iyi günler demiş, memur istifini bozmadan işlemini gerçekleştirmiş ve sanki kötü bir söz söylemiş gibi bir bakış atmış. Bu noktada memurların robotlaştığını hissettim diyor yönetmen. Belli ki önünden geçen yüzlerce insan arasından kendisine selam veren çok az. Buradan yola çıkarak filme karar vermiş.

Hayatımızı kapalı kutular arasında dolaşmakla geçiriyoruz diyor yönetmen. Evden servise, servisten gişe kutusuna, ordan tekrar servise ve son nokta yine ev. Filmdeki karakterimiz bu durumu fazlasıyla kanıksamız biri, asosyal, dışarıdaki hayatla çok ilgilenmiyor, kendisine aşık kıza ve hatta evinin içindeki hasta babasıyla bile. Açıkcası rolünün hakkını fazlasıyla vermiş Serkan Ercan (Eşref Saati ve şimdi de Halil İbrahim Sofrası dizisinden hatırlayın). Zaten kendisi de Antalya Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. Gişedeyken hayallere dalar fakat hiçbir zaman bunları gerçekleştirmek için adım atmaz. Filmin son sahnesindeki kayıtsızlığı onu en iyi şekilde anlatıyor aslında, bu kadarına da pes dedirtiyor.

Hayatımızı kuşatan kutulardan (ev, iş, okul, kurslar, saatler süren yol çileleri…) kurtulmak çoğu zaman kolay olmuyor. Bir süre sonra bu kutuların dışı bize yabancılaşıyor. Yaş ilerledikçe buralardan çıkıp farklı sulara adım atmak, heyecanı arayıp bulmak zor oluyor. Ve hayat alıştığımız gibi akıp tamamına eriyor. Filmi ben beğendim, içimdeki hep farklı yerleri görme, farklılıkları tatma arzusunu kamçıladı. Filmi izlediğim salondan sıkılır hale geldim.( Nerde o eski açık hava sinemaları…) Aslında bu filmin açık havada gösterilmesi lazım, yoksa anlattığı konuyla az da olsa çelişiyor. Hele bir de Nadir Sarıbacak (Uzak İhtimal filminin müezzini..) sahnesi var ki, aklıma geldikçe gülüyorum. Bu sahne için bile filmi tekrar izleyebilirim. Sanat filmlerinden hoşlananlara kesinlikle tavsiye ediyorum, sevmeyenler için “aman ha… uzak durun”. Kötü söz işitmek istemiyorum.

MEHMET

Reklamlar