Mesajlar Etiketlendi ‘Cesare Pavese’


İlk uzun metrajlı filmi Sonbahar ile kariyerine başarılı bir başlangıç yapan Özcan Alper’in ikinci filmi Cezayir doğumlu Fransız Marksist düşünür Louis Althusser’ın kitabının da adı olan Gelecek Uzun Sürer, “Cafer Panahi ve Muhammed Rasulof’a Özgürlük” sloganı ve İtalyan şair yazar Cesare Pavese‘nin Tepedeki Ev romanında geçen “Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?” cümlesiyle başlıyor ve daha filmin en başında bir kaygısı olduğunu bize sezdiriyor. Sonbahar filminde politik fakat duygusal yanı daha ağır bir temayı işlemesine rağmen bu filminde duygusal fakat politik yanı daha ağır basan bir konuyu-günümüzde çözüm umudunu ve çözümsüzlük korkusunu aynı anda yaşayan Kürt meselesini, faili meçhulleri ve geride bıraktığı acıları-sorguluyor. Etnomüzikoloji tezi için ağıtlar derleyen Sumru’nun izinden takip ediyoruz konuyu. Çalışma yapmak için Diyarbakır’a gelen Sumru, bölgede yakılan ağıtları araştırırken korsan dvd satan, sanat filmleri hayranı ve tam bir “tutunamayan” örneği Ahmet ile tanışır (Korsan satıcı deyip geçmeyin, Ahmet’in filmde öğreneceğiniz fakat benim burada söylemeyeceğim başka ünvanları ve sosyal faaliyetleri de var.) ve ikisi sesler üzerinden bir yolculuğa çıkar. Bu süreçte yakınları faile meçhule (galiba artık meçhul değil) kurban giden Kürtlerle konuşma fırsatı bulurlar ve işitsel ve görsel hafıza merkezinde o döneme ilişkin konuşan tanıkların seslerini dinleyerek hayatını kaybedenler hakkında araştırma yaparlar. Özcan Alper’in bir röportajında dediği gibi belki herkesin bildiği politik hikayelerin arkasındaki insan hikayelerini öne çıkarmaya çalışırlar. Bu konuşmalar ve filmde gösterilen o döneme ait gerçek çekimler filme bir belgesel havası katmış olmakla birlikte filmin akıcılığını da engel olmuş. Filmde ağıt peşinde koşan Sumru aslında meseleye dışardan bakan herkes gibidir. Ağıt peşinde geldiği bölgede insanların acıları ve yaraları ile karşılaşan Sumru ağıtları unutarak acısını anlatan tanıkların sesleri içinde kaybolur. Filmde çok çok az görünen Sumru’nun dağa çıkmak için onu bırakıp giden erkek arkadaşı Harun, filmin esas temasında önemli bir yere sahiptir ve bizi üniversitede okuyan bir insanın neden dağa çıktığı sorusuna yanıt aramamıza sevkeder.

Özcan Alper’in yaptığı aslında malumun ilanı fakat bunu yaparken genelden özele inme çabası var. Evet güneydoğu ağıtların en çok yakıldığı yerdir ve Sumru bu yüzden buralara araştırmaya gelmiştir fakat bu ağıtların arkasında neler vardır, bunu anlatmak istemiş. Bir eleştirmenin de dediği gibi eline pankartı alıp bağırmaktan ve meseleyi ifşa etmekten başka birşey değildir Alper’in yaptığı. Ama  ne olursa olsun meselenin nerdeyse tüm boyutları ile konuşulduğu ve tartışıldığı günümüzde sinemasal anlamda da gündeme gelmesi sevindirici. (İki Dil Bir Davul, Oğul, Kayıp Özgürlük.. Kürt meselesine farklı boyutlarıyla anlatan filmlerle birlikte de düşünülebilir) Fakat açıkcası duygusal yanı daha kuvvetli olan sonbahar filmi kadar etkileyici ve sarsıcı bir film değil. Filmi izledikten sonra belgesel tadı kalıyor damakta. Sonbahar’dan aklımızda kalan duygusal sahnelerin aksine bu filmden sonra aklımızda filmde yapılan “röportajlar” kalacak belkide. Filmin sonlarına doğru Sumru’nun Ahmet’e sorduğu gelecek 25 yıl nasıl olacak sorusuna Ahmet’in verdiği cevap geleceğin uzun sürse de umutla dolu olarak geleceğini hissettiriyor.

18. Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney Özel Ödülü, SİYAD En İyi Film, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Müzik dallarında ödül alan film, röportajlarından çıkardığım kadarıyla ne şehit ailelerinin ne de terörist ailelerinin yanında durmadan orta yerden meseleye baktığını söyleyen Özcan Alper’in bu iyi niyetine ve ilk filmi Sonbahar hatırına izlenmelidir.

MEHMET

Reklamlar