Salgın

Yayınlandı: Kasım 23, 2011 / ***Tüm Yazılar, **Cilasun'un Yazıları, *Filmler

Bu filme gitmek için iyi bir sinemaseverin elinde onlarca neden var. Hatta gitmemek için bahane bulması imkansız. Öncelikle yönetmeni Oscar’lı; gerçi artık fason üretim tadı veren sürekli çektiği filmlerinde aynı kaliteyi tutturamadığı söylense de yine de takibe değer halini korumakta. Sonra oyunculara bakıyoruz, Oscar almayanı yok gibi; bu kadar meziyetli oyuncuyu seyretmek için beş sinema bileti parası vermemiz gerekirken, toplu indirimden yararlanmış gibi hissediyorsunuz kendinizi. Bu kadro ne yapsa seyredilir diye düşünüyoruz. Bu hisler ile filmekiminde bilet bulamadığımız için üzüldüğümüz anlarda, nasıl olsa iki hafta sonra vizyona girecek diye teselli bulmuştuk. Vizyona girdiği gibi de gittik demek isterdim ama sonuçta bu işi hobi olarak yaptığımdan dolayı önceliklerimizde hep arkaya itiliyor sinema.
Filmimiz çok feci şekilde ölen birkaç kişi ile başlıyor. Açılış son derece başarılı, müzikler çok vurucu. Kendinizi filmin içinde buluyorsunuz ve neden sorusunu filmdeki çaresizler ile birlikte arıyorsunuz. Fakat süpriz bir son yok, nedenler niçinler filmin ortasında açıklanıyor. Zaten amaç da salgın ile genel mücadeleyi göz önüne sermek. Ortaya çıkan kaosu, hastalıktan daha büyük tehlikeleri son derece çıplak bir şekilde gözler önüne seriyor. Sonuçta zamanımızın paranoyak dünyasında başımıza gelmeyen şeyler değil bunlar.
Bir sürü kısa hikayeden oluşan filmleri hep sevmişimdir. Aslında yukarıda saydığım birçok nedenin yanında, filme gitmemdeki en önemli etken buydu. Fakat burda hikayeler birbirinden tamamı ile kopuk ve karakterler neredeyse hiç karşılaşmıyorlar, tanışmıyorlar. İnsan minimalist bir İnarritu dokunuşu arıyor doğrusu. Filmin başlangıç ve bitiş kurguları mükemmel. Fakat arada kopukluklar had safhada. Marion Cotillard filmin başında çok önemli bir karakterken, ortalardan sonra bir yok oluyor, unutuyoruz doktoru. Ta ki son sahneden bir öncekinde sonunun ne olduğunu öğrenene kadar. Bu da seyirciyi tatmin ediyor mu? Koca bir hayır. Aynı şey diğer karakterler için de geçerli. Hikayeler birbirine bağlanmıyor ve bu hali ile kısa filmlerden oluşmuş “Paris, Seni Seviyorum” tarzının üstüne çıkamıyor.
Oyuncular genel olarak başarılı, ama hiçbiri Oscar aldıkları veya adayı oldukları performanslarının yanından bile geçemiyor. Gerçi o kadar süreleri hiç olmuyor bu filmde. Sonuçta yukarıda toplu indirim demiştik ya. Oyunculuk da ona göre haliyle.
Film son derece etkileyici bir başlangıç ve nedeni açıklamakta o kadar başarılı bir son arası vasat bir yapı ile ilerliyor. Bu hali ile, klasik yorumu bir kez daha doğruluyor ve hatta yönetmen ile ilgili eleştirilere de biraz olsun katılmama sebep oluyor. Sonuçta her zamanki gibi, bu kadar ünlüden çok başarılı bir film çıkmıyor ve ancak kendini seyrettirir düzeyde kalıyor. İyi seyirler.
PUAN: 6/10
CİLASUN
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s