Incendies / İçimdeki Yangın

Yayınlandı: Mayıs 16, 2011 / ***Tüm Yazılar, **Cilasun'un Yazıları, *Filmler
Etiketler:, ,

Fransızca bilmediğim bir dil. Bu yüzden Fransızca filmler her zaman için bende eksi puanla başlar. Fakat bu filmin ödül dolu afişi ve aldığı ödüllerin kalitesi, uzun zaman sonra hiç düşünmeden Fransızca bir filme gitmeme neden oldu. Filmimiz Kanada’nın vasat şehir manzarası ile başlıyor, olaylar ve karakterlerin tanıtım aşamasıda aynı şekilde bir müddet devam ediyor. Birden zaman ve mekan değişiyor. Babamızın öldürülmesi ile ince bir sarsılma yaşıyoruz. Bir müddet de Arap ülkemizin pastoral manzarası eşliğinde kalan karakterleri tanıdıktan sonra, bir minibüs sahnesi geliyor ki. Aman diyim!!! Birden kendinizi filmin içinde buluyorsunuz. Buna benzer bir sahneyi seneler önce “Enemy at the Gates” filminde seyretmiştim ve bir hafta aklımdan çıkmamıştı. İşte onunla denk. Bundan sonra tamamen kendinizi karakterlerle iç içe buluyorsunuz, problemin her safhasında onlarla düşünüyorsunuz. Ortaya çıkan her acı gerçekte daha bir sarsılıyorsunuz.
 
İki çocuğu ile Kanada’ya göçen Arap kökenli annemizin ölümü ile, geldikleri yerde bir babaları ve abileri olduğunu öğrenen ikiz kardeşlerin, bu yeni akrabalarını arayış sürecini, ilginç flashbackler ile süslü, başarılı bir anlatım ile kotaran yönetmeni tebrik etmek gerek. Çünkü yukarıda anlattığım hissi, çok fazla filmden alamıyorsunuz artık. Öncelikle görüntülerde Avrupa sinemasının minimalist samimiliği var. Savaş, görsel efektler ile gözümüze sokulmuyor. Oyunculuklar başarılı, ki özellikle anne ve kız üzerine yoğunlaşan senaryonun altından iki bayan oyuncu büyük bir başarı ile kalkmışlar. Bir tebrik de onlara. Aslında diğer roller için vasat da diyebiliriz ama filmde zaten çok öne çıkmıyorlar. Birçok karakter barındırdığından, hepsi belli bir zaman diliminde anlatılıyor. Fakat bu hal, filme karmaşadan çok ilginçlik katıyor. Yeni her karakter, sıkmak yerine daha bir filme bağlıyor sizi. Filmin sonunda tanıştığımız Şemseddin’e bile büyük bir merak ile bakıyoruz. Başarılı kurgunun bunda etkisi büyük.
 
Filmin sonu demişken, hiç ummadığınız bir süpriz seyirciyi bekliyor. Fakat bu son bende, seyreden herkesin aksine, şaşkınlık değil, zorlanmışlık hissiyatı uyandırdı. Kronolojide hep bir sorun varmış duygusu içerisindeyim. Spoiler vermemek adına burda daha fazla paylaşım yapamıyorum, çünkü filmi seyredecekseniz, hiçbirşey bilmemenizde fayda var. Ayrıca bu sene bol ödüllü filmimiz “Bal”ın neden Oscar ödüllerinde esamesi okunmadığını da anlamış oldum bu film ile. Bir kere filmin bir meselesi var, anlatmaya çalıştığı kanlı canlı bir hikayesi, tarafsız görünmesine rağmen, tuttuğu bir tarafı var. Sonuçta savaş ortamında katliamlar olur, analar çocuklarını kaybeder, çocuklar … (Pardon spoiler yoktu) Bizim saf pastoral, kişilik filmlerimizin alabileceği en büyük ödülleri alıyoruz zaten ve bence bunlar bize yetmeli. Oscar için ise daha farklı ürünler ortaya koymalı yönetmenlerimiz. Tabi bu yönetmenler Semih Kaplanoğlu ve Nuri Bilge Ceylan değiller.
 
Gelelim filmin en önemli sorununa. Ben üçüncü haftasında yetiştiğim için, Türkiye’de sadece 4 salonda oynuyordu. Yakınlarınızda bir yerde bulabilirseniz bu filme gidin. Yoksa da dvd edinin çıktığında. Çünkü seyredilesi bir sinema deneyimi. Her ne kadar kaçırılmaması gerek kategorisinde olmasa da. İyi seyirler.
 
Puan:8/10
Cilasun
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s