Buried(Toprak Altında)

Yayınlandı: Ekim 25, 2010 / **Hakan'ın Yazıları, *Filmler
Etiketler:

“Buried” (toprak altında), konvoyu saldırıya uğrayıp Iraklı direnişçilerce kaçırılan Paul Conroy isimli Amerikalı bir kamyon şoförünün, bir tabuta kapatılıp toprağın altına gömülmesinin hikayesini anlatıyor. Kurtulmak içinse şarjı bitmek üzere olan bir telefonu, gazı bitmek üzere olan bir çakmağı, zar zor çalışan bir el feneri ve bir kalemi var.

Uğur Vardan Radikal’de övmeseydi gitmezdim bu filme, hatta son dakikaya kadar da başka filme gitmenin yollarını aradım. Ama kaderin beni neredeyse zorla soktuğu Buried (Toprak Altında), çok iyi bir film. Yani bana “bi odada geçen 5 dk’yı çek” desen elime yüzüme bulaştırırım, adam tabutta 90 dakika film çekmiş, boru değil. Ve sadece birkaç alet edevat, bir yılan, ve bolca telefon diyalogları vasıtasıyla kapitalizme, savaşa, insan ilişkilerine, hayatta kalma içgüdüsüne kadar dair zilyon dolar bütçeli filmlerin değinemediği noktalara değinmiş.

Irak’ta dikkate değer tek olgunun askerlere musallat olan Vietnam Sendromu, ya da Irak’ın politik karışıklığı olmadığını, bu kapsamlı işgalin neresinden tutsak elimizde kalacağını göstermesi ayrıca takdire şayan. Irak’ta iş sadece kan-petrol denklemiyle çözülmüyor, yeniden yapılanmadan erzağa kadar, işgal kavramının içini dolduran birçok olgu var. Altındaki petrol kadar, üstündeki viraneler bakımından da bereketli topraklar oralar. Filmin işin bu boyutunu es geçmemesini takdirle karşılıyorum öncelikle.

Tabut ise, bana Irak’ta içine sıkışılan etik açmazın bir metaforu gibi geldi. “Ben burada asker değilim sadece kamyon şöförüyüm” bahanesinin geçersizliğinin altını çizen bir hareketsizlik göndermesi. Nitekim o bahanelerle kurulmuş tabutun sıkışıklığı arasında bile, yapıyı çevreleyen toprağın içinden tehlikenin (toprağın sahibi olan yılan’ın) çıkıp gelmesine engel olamıyorsunuz. Etik yükümlülükler bir yana bırakılarak girilen tabutun içinden çıkmak için, nihayetinde ya toprağın sahibinin, ya da tabutu kurtarmaya “muktedir” olanların eline kalıyorsunuz. Eğer savaşa bulaştıysanız da, kan öyle veya böyle akıyor. Ya birileri yaralıyor sizi, ya siz kendi kendinizi kesiyorsunuz, öyle ya da böyle şeriat o coğrafyaya soktuğunuz parmağı kesiyor.

Benim en çok vurulduğum husussa, ABD hükümetinin kontrol mekanizmalarının ve bunun en başında gelen dezenformasyonun son nefesini verene kadar devam etmesiydi. Eğer size ulaşabilecekleri bir iletişim aygıtı varsa, yerin birkaç metre altında bir tabuta çakılı da olsanız, devletin boyunduruğu altında kalıyorsunuz. Filmde ilk etapta “Amerikanın kurtardığı esir” olarak ortaya çıkan Mark White, bu dezenformasyonun Amerikan modeli olarak yerini alıyor bence. Her şeye kadir ABD ordusunun her seferinde farklı anlatılan kurtarma öyküsü. Filmin sonunda bir tür şaşırtmaca var, kurtarıldı sanılan Mark White meğer hala rehinmiş, henüz kurtarılıyormuş gibi. Ama işte, bundan dahi şüphe duymak gerekiyor, acaba filmin sonundaki kazma-kürek sesleri, Mark White’a ulaşıldığı haberi gerçek miydi? Yoksa Paul Conroy’u ölümüne saniyeler kala bile boş bırakmamak, bir delilik yapıp haber kanallarını aramasının önüne geçmek için an be an sürdürüldü mü o yalan? Bilmiyoruz, Conroy da bilmiyor. Conroy’un da söylediği gibi, tabutun dışındayken konuşmak çok kolay.

HAKAN

Reklamlar
yorum
  1. kardelenmg dedi ki:

    filmi sinemada izledim…..tüm film tabutta geçiyor…insanın ruhunu sıksa da heyecan bir dakika bile kaybolmuyor….işin garip tarafı film 15 milyon dolara çekilmiş…ben bu kadar masraf göremedim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s